12/3/2006 - fikralar
|
|
|
|
DEĞİŞİKLİKLERİ İZLEYEBİLMEK İÇİN LÜTFEN YENİLE BUTONUNA BASIN... DAHA ÖNCE BURADA YAYIMLANAN FIKRALARI DEVAM SAYFALARINDA OKUYABİLİRSİNİZ. FIKRALARINIZI BEKLİYORUM. |
|
-YUMUŞAK FIKRA--- Adamın biri arabasıyla yola çıkmış. Bir gölün kenarından geçerken kırmızı elbiseli bir adam elini kaldırmış, durmasını işaret etmiş. Adam arabasını durdurmus. Kırmızı elbiseli adam: -"Merhaba, ben ormanın kırmızılı ****siyim, Karnım çok aç. Bana yiyecek bir şeyler verir misin" demiş. Adam bir parça ekmek vermiş teşekkürleri kabul edip yola çıkmıs. Daglık bir bölgeden geçerken karşısına sarılar içinde bir adam çıkmış. -Elini kaldırıp adama durmasını işaret etmiş. -"Ben bu dağın sarılı ****siyim. çok susadım. Suyun var mı?" demiş. Adam bir şişe su vermiş yola devam etmiş. Yol asfalta çıkmış. Bir zaman geçtikten sonra mavi elbiseler içinde bir adam el kaldırmış, durmasını işaret etmiş. Adam artık sinirlenmiş : -"Soyle bakalım asfaltın mavili ****si, Sen ne istiyorsun" -"Ehliyet ve ruhsat".
-TRABZONDA DÜŞEN UÇAK--- 4 kişilik bir eğitim uçağı Trabzon'da bir mezarlığa düşer. Muhabir temel, vakit kaybetmez ve olayı gazetesine şu cümlelerle aktarır: ''Mezarlıktan 80 ceset çıkardık. Ceset sayısının artmasından endişe ediyoruz.''
-POSTACI--- Küçük bir çocuk odasında dua etmekteymiş: "Tanrım ! Annemi koru, babamı koru, kardeşimi, teyzemi, büyük annemi koru, güle güle dede" Dua ederken oğlunu izleyen baba, çocuğunun bu son sözüne bir anlam verememiş ama ertesi gün dede ölmüş. Bir başka gün çocuk tekrar dua etmeye başlamış: "Tanrım! Annemi koru, babamı koru, kardeşimi, teyzemi, güle güle büyükanne" Ertesi gün büyük anne ölmüş. Artık çocuğun babası bu işten iyice korkmuş. Çocuk ne zaman dua etse güle güle dediği kişi ertesi gün ölüyormuş. Bir akşam adam tekrar odanın önünden geçerken çocuğun duasını duymuş: "Tanrım ! Annemi koru, kardeşimi, teyzemi, güle güle baba" Bunu duyan adam hemen doktorlara, oraya buraya koşmuş. Herkes onun çok sağlıklı olduğunu, hiç bir sorun bulamadıklarını söylemiş. Ertesi gün adam işten döndüğünde karısı adama demiş ki : "Hayatım hatırlıyor musun? Hani eskiden bir postacımız vardı ya, iste o bugün ölmüş."
-DUA--- Kasabanın birinde bir papaz ve onun iki tane papağanı varmış. Papağanlar da papaz gibi oldukça inançlı ve dindarlarmış. Sabahtan akşama kadar kafeslerinde incil okuyup dua ederlermis. Papazın cemaatinden bir kadınında 2 tane dişi papağanı varmış. Papazın papağanı ne kadar ahlıklı ise kadını dişi papağanları da o kadar ahlaksızlarmış. Dişi papağanlar eve gelen misafirlerin önünde ''erkek istiyoruz'' diye bağırıyorlarmış. Kadın sonunda dayanamımış ve papaza akıl danışmaya gitmiş. Papaz, ''getir o papağanları benim papağanların yanına koyalım. Ahlak öğrensinler benim papağanlar gibi sürekli dua etsinler'' demiş. Kadın almış papağanlarını papaza getirmiş. Dişi papağanlardan biri daha kafese konulur konulmaz ''hey yakışıklı iki tane ucuz fahişe istermisiniz kafesinizde'' demiş. Papazın iyi ahlaklı erkek papağanlarından biri diğerine seslenmiş hemen: -''Oğlum bak, bütün dualarımız kabul oldu sonunda''...
-BEN DE GELİYOM---
Tek göz bir odada yaşayan ailenin küçük oğlu Ali ağzı burnu kan içinde okula gelir. Öğretmeni sorunca da ''babam dün gece Ali uyudunmu diye sordu. Ben uyamadığımı söyleyince beni dövdü'' demiş... Aynı olayın bir kaç sefer daha yaşanması üzerine öğretmen, ''Oğlum sende uyumadığını söyleme, babana cevap verme uyumuş gibi yap'' der. Öğretmen soruna çözüm bulmuş olmanın rahatlığıyla Ali'yi akşam eve yollar ama sabah okula geldiğinde Ali'nin ağzı, burnu yine dağınıktır. Öğretmen yine merakla sorar ve Ali, şu cevabı verir: ''Babam (Ali uyudunmu len) dedi ve ben ses vermedim. Annemle babam yatağa girip yorganı üzerlerine çektiler. Yorgan oynuyordu ki babam (hanım ben geliyorum) dedi. Bunun üzerine annem de (herif aha ben de geliyorum) dedi. Bu arada annemle bababın bir yere gittiklerini sandım ve yorganı üzerimden atıp durun ben de geliyorum dedim. Babam nedense annemi bıraktı beni dövmeye başladı''
-FEMİNİZM--- Uluslararası kadın komitesi değerlendirme toplantısı yapar. Amaç, bir önceki toplantıda erkeklere hizmet etmemeye ilişkin alınan kararı ve sonrasında yaşananları değerlendirmektir. Amerikan delegesi hanım kürsüye çıkar ve şu konuşmayı yapar: ''Aldığımız kararı aynen uyguladım. Eve gider gitmez kocama bundan sonra temiz çamaşır istersen kendi çamaşırlarını kendin yıka, iste makine orada dedim.İlk gün birşey görmedim, ikinci gün birşey görmedim. Üçüncü gün baktım makinenin başında hem kendi hem de benim çamaşırlarımı yıkıyor.'' Amerikalı kadın delegenin boşalttığı kürsüye Alman kadın çıkmış ve başlamış hararetli hareretli konuşmaya: ''Bundan böyle temiz tabakta yemek istiyorsan kendi bulaşığını kendin yıka dedim. Birinci gün birşey görmedim. İkinci gün birşey görmedim. Üçüncü gün baktım eşim makinenin başında büyük bir zevkle bulaşıkları yıkıyor.'' Sonra Türkiye delegesi kadın söz alır. Gayet gür bir sesle konuşmaya başlar ve kocasına ''bundan sonra yemek yemek istiyorsan sen kendin pişireceksin, mutfak orada'' dediğini söyler. Sonra sesinin tonu düşer ve konuşmasını şöyle sürdürür: ''Birinci gün birşey görmedim. İkinci gün birşey görmedim. Üçüncü gün sol gözüm biraz açılır gibi oldu ve hafiften görmeye başladım.''
-ŞİMDİ ONDAN 2 TANE VAR--- Kapruz yetiştiren çiftçi, tarlasındaki karpuzların her gün bir kaçının haylaz çocuklar tarafından gizlice yenilmesine bozulur. Çare olarak tarlaya üzerinde ''Dikkat karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi'' yazılı bir levha diker. Çiftçi, tarlasına giren çocukların tabelayı okuyup karpuzlara dokunmadan kaçışlarını büyük bir zevkle izler. Gün gelir çiftçi tarlasındaki karpuzları kontrol için gezintiye çıkar. Kendi tabelasının yanına dikilen uyarı tabelasını okuyunca şok geçirir. Tabaleda şu uyarıya yer verilmiş: -''Şimdi o karpuzdan 2 tane var''
| |
|
--- YASAL OLMAYAN UYARI ---
Üzülmenin kimseye bır fayda sağlamadığı zaman zaman uzmanlar tarafından da dile getirilmesine karşılık hemen herkes tarafından biliniyor. Bu yayın bu gerçekten hareketle kısa bir süre için de olsa gülebilmeniz için yapılmaktadır. Sayfalara aç karnına göz atmanızda bir sakınca olmadığı gibi bu yayını kaynak göstermeden ve hiç bir çekınce yaşamaksızın kullanabilirsiniz. (yayıncı kuruluş)
- YENİ FIKRALAR --- -SOSYAL KALKINMA: ABD'Lİ sosyal bilimci uzun yıllar Vietnam'da araştırmalar yapar. ABD'nin bu ülkeye müdahelesi üzerine araştırmalarına ara verip ülkesine döner. Savaş biter bitmez solugu yeniden bu ülkede alan bilim adamı araştırmalarını sürdürür. Bu ülkede çok şeyin değiştiğini fark eden bilim adamı köyün birinde genç bir vietnamlıyla sohbete koyulur: -ABD'nin müdahelesi sonrasınde pek çok alanda degişme ve gelişme gözlemledim. -Ne gibi mesela? -Her alanda canım... -Örnek verebilirmisiniz efendim... -Mesela sosyal alanda... Eskiden siz önde yürürdünüz kadınlarınız sizi 10 metre geriden takip ederdi... -Eeee ne var bunda... -Şimdilerde kadınlarınız önde siz arkada yürüyorsunuz, kadının degerini anladınız. Bu önemli bir toplumsal degişimdir... ABD'linin bu sözü üzerine Vietnamlı itiraz eder: -yanılıyrsunuz bayım, kadınlarımızı önden yurutmeyelim de ne yapalım her taraf mayın...
-TAMAM:Temel ile Dursun dağa avlanmaya çıkarlar ve birbirlerini kaybederler. Bir süre sonra Temel Dursun'u yerde yatar bir halde bulur. Telaşla Acil Hızır Servisi telefonla arar ve nefes nefese ''bana yardım edin arkadaşım öldü'' der. Servisteki görevli Temel'i sakinleştirmeye çalışır ve ''Lütfen sakin olun, size yardımcı olacağız ama önce arkadaşınızın öldüğünden emin olmamız gerekir'' der. Servisteki görevli kısa süren bir sessizliğin ardından bir el silah sesi, ardından da Temel'in sesini duyar: -''Tamam, şimdi siz bana ne yapacağımı söyleyin...''
-2 DELİ VE 100 DUVAR--- İki deli 100 duvarla çevrili akıl hastanesinden kaçmaya karar verirler. 99 duvarı aştıktan sonra 100. duvarın önünde soluklanırlar. Delilerden biri bu sırada diğerine ''oğlum yoruldunmu'' diye sorar ve ''evet'' cevabını alır ve ''ben de'' der. Bunun üzerine 2 deli 99 duvarı tırmanarak yeniden akıl hastanesine dönerler.
-AMA BENİM BİLETİM YOK--- Akıl hastanesi delileri test etmeye karar verirler, akıllandığına inandıkları delileri serbest bırakacaklar. Akıl hastanesinin duvarına üzerinde kocaman bir belediye otobüsü resmi bulunan bir bez asarlar. Doktorların ''haydin gezmeye gidiyoruz'' demesiyle birlikte deliler otobüse koşarlar ve birbirlerini ezercesine otobüse binmeye çalışırlar. Delileri izleyen doktorlardan biri diğerini ''galiba hepsi burada kalmaya devam edecek'' der. Bunun üzerine diğer doktor bulunduğu yerden kıpırdamayan deliyi göstererek, ''bir tane var galiba baksana numaramızı yemedi'' der. Bunun üzerine doktor delinin yanına gider ve niçin otobüse binmediğini sorar ve şu ilginç cevabı alır: -Ama benim biletim yok...
!
-RESSAM ÇOCUK- İlkokul 5. sınıfta resim dersinde öğretmen konunun serbest olduğunu belirterek öğrencilerinden resim yapmalarını ister. Öğretmen sıralar arasında gezerken küçük Ahmet'in resim defterinin yaprağı üzerinde bir sinek olduğunu farketti. Çocuğun sinekten rahatsız olacağını düşenen öğretmen onu eliyle kovmak istedi ama gördüğünün gerçek sinek değil küçük Ahmet'in yaptığı sinek resmi olduğunu farketti. Çok şaşıran öğretmen küçük Ahmet'e ''Sen mi çizdin bu resmi'' diye sordu ve ''Evet'' yanıtını aldı. Öğretmen küçük Ahmet'ten bir de at resmi yapmak istedi. Küçük Ahmet'in çizdiği at resmi sanki kağıttan fırlayacakmışçasına gerçek gibiydi. Öğretmen ''Oğlum sen büyük bir yeteneksin burada harcanmaman lazım, bir güzel sanatlara gitmelisin'' dedi ve ders çıkışından Ahmet'ten kendisini velisine götürmesini istedi. Öğretmen ve küçük Ahmet ders çıkışı birlikte yola koyuldular ve küçük Ahmet'in oturduğu eve vardılar. İçeri girdiler, yatakta dizlerini karnına çekmiş ve üzerini yorganla örtmüş bir adam yatıyordu. ''Geçmiş olsun'' diyerek söze başlayan öğretmen daha sonra ''Ben oğlunuzun'' dedi ve sözünü tamamlayamadan adamın ''Allah kahretsin oğlumu'' dediğini duydu. Küçük Ahmet'in yaptığı resimleri övecek oldu ama bu kez adam ''Oğlumun yaptığı resimlerden, onun resim yeteneğinden başlatmayın şimdi'' dedi. Öğretmen, adamın oğluna çok kızgın olduğunu anladı ve adama bunun nedenini sordu. Adamın yanıtı ilginç oldu: ''Oğluma neden kızgın olacağım, dün gece eve biraz çakırkeyf geldim. Bu eşşe oğlu eşşek sobanın üzerine çıplak kadın resmi çiziktirmiş.'' çiziktirmis.
-BRITISH AIRWAYS--- Bir kadının üç kızı vardır. Tesadüf bu ya 3 kızının birden taliplisi çıkar. Tek bir düğünle üçü de evlenir ve yuvadan uçuuup giderler. Kızların hepsi farklı şehirlere gelin gittiler Anneleri el bebek gül bebek büyüttüğü kızlarının evlilik yaşamlarını, özellikle aşk hayatlarını merak etmektedir. Ancak, kızlar yatak olaylarını açık saçık anlatmaktan çekindikleri için farklı bir yöntem bulurlar. Bu yönteme göre kızlar, o günkü bir gazetede çıkan ilanlara atıfta bulunarak e-mail yoluyla aşk hayatları hakkında annelerine bilgi verecekler. Evliliğin birinci haftasında büyük kızdan mesaj gelir. Mesajda ''Ruffles'' yazmaktadır, anne heyecanla gazetede ilanı bulur. İlanda ''Ruffles. Hem eğlenceli hem de doyurucu'' ibaresi bulunmaktadır. Kadın mesut olur. Bir süre sonra ortanca kızından e-mail alır kadın. Mesajda ''Maxwell Coffee'' yazmaktadır. Kadın gazeteyi alır ve ilanı bulur. İlan da ''Maxwell... Her damlada büyük zevk'' denilmektedir. Kadın bu mesajla da mutlu olur. Kısa süre sonra en küçük kızından ''British Airways'' yazılı bir mesaj alır. Gazeteyi açar, ilanı okuduktan sonra düşüp bayılır. İlanda şöyle denilmektedir. ''British Airways... Süpersonik uçaklarla... Haftada 7 gün... Günde 3 sefer... üstelik her tarafa...''
-MAHKUMLARIN TERCİHİ---
Üç mahkum cezaevi yolundadır. Herbirine, hapiste geçirecekleri günler için yanlarında tek bir eşya getirmelerine izin verilmistir. Otobüste, mahkumlardan biri diğerine döner ve sorar: -''Eeee sen ne getirdin ?'' Diğer mahkum bir boya kutusu çıkarır ve bununla herşeyi boyayabileceğini söyler. İkinci mahkum bir deste iskambil kağıda çıkarır ''Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kağıt oyunu oynayabilirim'' deri. Adı Temel olan üçüncü mahkuma sorarlar, mahkum bir kutu çıkarıp yanında getirdiği orkitleri gösterir. Diğer iki mahkumun kafası karışır ve merakla ''Bunlarla ne yapabilirsin ki'' diye sorarlar. Temel sırıtarak şu yanıtı verir: -''Kutuda yazdığına göre, bunlarla ata binebilir, yüzmeye gidebilir, hatta paten kayabilirmişim.''
-BOŞU BOŞUNA-- Eski zamanlarda gezici doktorların 6 ayda bir uğradıkları köylerden birinde yas var. Ahali ağlaşıyor. Doktor gelmiş "Hayrola neden ağlıyorsunuz'' diye sormuş Kölülerden biri: "Ah doktor, sorma, köyün en güzel gelin kızı öldü,ona ağlıyoruz." demiş. Doktor merak etmiş, kızı görmek istemiş. Götürmüşler odaya. Bakmış, kız gerçekten bir içim su. Üstelik ölü değil baygın, nabzı belli belirsiz atıyor. Hemen aklına muzırlık gelmiş. "Şu kızı bir becereyim bari. Hem dirilir hem keyif olur." Kapatmış kapıyı, soyunmuş, başlamış. Köylüler de kapı deliğinden dikizliyor. Tabi olayın şiddetinden kız ayılmış. Köylüler kıyameti koparmış: " Doktor ölü kızı diriltti, yaşasın doktor!" diye. Doktor da keyiften dört köşe: "Lan ne güzel şey bu, hem mis gibi kızı becerdim, hem para aldım, hemde ünlü oldum..." Derken 6 ay sonra yolu yine o köye düşmüş. Bir de bakmış ki, ahali yine ağlaşıyor. Doktor gelmiş; "Hayrola, ne ağlaşıyorsunuz yine?" diye sormuş. Köylülerden biri: "Aman doktor, sorma, sen gittin, 1 ay önce köyün muhtarı öldü. Ne olur dirilt onu" Doktor bakmış, adam kaskatı, çürümeye bile başlamış. "Ohoo!" demiş."Bu öleli çok olmuş. Diriltemem ben bunu. Hemen çağıracaktınız beni, diriltirdim o zaman." Bunun üzerine köylüler bakışmışlar, biri öne çıkmış: "Gördünüz mü,ben demiştim size hemen doktoru çağıralım diye. Siz bir ay boyunca köy meydanında boşuna becerdiniz adamı."
HOŞÇA KALIN, YENİ FIKRALARDA BULUŞMAK ÜZERE.... | | |
|
|
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/3/2006 - fikralar_2
|
-BAŞKA DOKTORA- Kadın akşam işinden dönen kocasını kapıda güleryüzle karşılar şöyle der: - Ah kocacığım, bugün doktora gittim, beni muayene etti ve bir ay deniz kanerında tatil yapmam gerektiğini söyledi. Nereye gidelim dersin?'' Adam sinirli sinirli cevaplamış karısını: - Başka doktora! Başka doktora!
-BELİRLİ İŞARET- Şehre inen Karadenizli karısını kaybeder. Her yeri aradığı halde bulamaz. ''Bir de hastaneye gideyim belki de ölmüştür'' diye düşünür. Morga gider karısını sorar. Morgdaki görevli ''Karınızın belli bir işarete varmıydı?'' diye sorar Karadenizliye ve yanıtını alır: -''Evet, kekeme idi''
-ÇALAR SAAT GİBİ ADAM-
Bir müessesenin depo şefi işten çıkarılır. Çok çalışkan olarak tanındığı için memurlar arasında neden işten çıkarıldığı merak konusu olur. İçlerinden biri müdüre sorar: -''Çok akıllı, saat gibi çalışkan bir elemandı, neden işten çıkarıldı anlayamadık?'' Müdür bu soruya şu yanıtı verir: -''Evet saat gibi adamdı ama çalar cinsinden''
-BİR İYİ BİR KÖTÜ HABER- Bir gün Bin Ladin Bush a telefon eder: -Selam Bush,sana bir kötü bir de iyi haberim var. İlk önce iyi haberi veriyorum, bir saat sonra teslim olucam. Kötü haber ise uçakla geliyorum.
-ÇOK PAHALI-
Adam barda gördüğü güzel bir bayanla konuşmanın yollarını arıyordu. Sonunda cesaretini toplayarak kıza yaklaştı ve şöyle dedi: -"Biraz konuşabilir miyiz, acaba?" Kız birden haykırdı ve adamı soru sorduğuna pişman etti: -"Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlardan değilim!" Adam utancından yerin dibine girmişti. Herkes ona bakıyordu. Gitti ve masasına oturdu. Bir süre sonra kız ona yaklaştı ve gülümseyerek: -"Az önceki olay için özür dilerim. Ben psikoloji öğrencisiyim ve utandırıcı durumlarda insanların nasıl davrandıklarını inceliyordum." Bunun üzerine adam yüksek sesle bağırdı: -"Ne? Gecesi 200 dolar mı? Deli misin sen, çok pahalı''
-BOŞVER BENİMKİNİ- 2 adam bir alışveriş merkezinde karılarını kaybetmişler ve hararetle onları arıyorlarmış. Ortada koşuşturup dururken birbirlerine çarpmışlar. Ne oluyor birader demeye kalmamış, birisi: -''Kardeş kusura bakma karımı kaybettim de onu arıyorum'' demiş. Diğeri de: -''Sende kusura bakma ama bende karımı arıyorum'' demiş. Adamlardan birinin aklına bir fikir gelmiş ve demiş ki: -''Arkadaşım madem ikimizde karılarımızı arıyoruz, karılarımızın tipini birbirimize tarif edelim ve ayrı ayrı yerlerde aramaya başlayalım. Eğer rastlarsak saat 4'te Mc Donalds 'in önüne gitmesini söyleriz'' demiş. Diğeri tamam demiş ve başlamış karısını tarif etmeye: -''Benim karım sarışı, mavi gözlü, 25 yaşında, 1.75 boyunda,60 kg, topuklu beyaz ayakkabı ve kırmızı mini etekli tek parça elbise giyiyor, peki sanin karın nasıl biri?'' demiş. Diğer adam alçak sesle yanıtlamış: -''Boşver benimkini seninkini arayalım''
-DİYAFON- Diskoda bir güzel eğlendikten sonra delikanli sevgilisini evine götürmüs. Kapıda tam ayrılacakları vakit oğlan bir elini duvara dayayarak kızcağızı kapı ile kendi arasına sıkıstırmış... -''Bir kere öpücem'' -''Olmaz, komşular görür'' Derken tartışma uzamış. O sırada kapı açılmış, küçük kızkardeş gözlerini oğuşturarak kapıda belirmiş. Ablasına dönüp: -''Babam diyor ki, öptürecekse öptürsün yoksa ben aşaği inip o herifi öyle bir öperim ki bir daha unutamaz... Hem söyle şuna abla, elini diafonun düğmesinden çeksin''
ESTETİK AMELİYAT Bir karı-koca çok kötü bir kaza geçirirler.. Kadının yüzü tamamen yanar, plastik cerrahlar kadının yüzünü eski haline getirebilmek için deriye gerek olduğunu ama kadından deri alamayacaklarını söyleyince kocası deri vermeye gönüllü olur. Fakat kocasından alınacak deri popo bölgesinden alınacaktır..adam bu bilginin karısına söylenmemesini ister çünkü moralinin bozulacağından çekinmektedir. Ameliyat tamamlandıktan sonra kadın eskisinden de güzel görünür. Her gören bu muhteşem güzellik karşısında hayrete düşmektedir.bir gün kadın kocası ile başbaşa kaldığında “hayatım çok teşekkür ederim. benim bu halim senin sayende. sana nasıl teşekkür etsem? “ deyince kocası cevap verir: “Teşekküre gerek yok hayatım. annen seni her öptüğünde ben gerekli mutluluğu duymaktayım zaten”
-PADİŞAH İLE TEMEL- Padişah birgün bir ferman yayınlayarak o haftaki cuma namazında orada yaşayan herkesin bulunmasını zorunlu kılmış. Dört bir yana haber salınmış ve cuma vakti gelmis.Bizim Temel dışında bütün ahali cumaya katılmış. Ertesi gün padişah sadrazamı yanına çağırıp sormuş: -''Dünkü cumaya ahaliden katılmayan var mı?'' -''Evet efendim, bir kişi katılmadı. Temel.'' -Tez getirin o deyyusu karşıma'' Temel’i bulup yakapaca padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padisah, Temel ve Sadrazam kaldığında Padişah sormuş: -''Söyle bakalım neden gelmedin dünkü cuma namazına?'' -''Çok önemli bir isim vardı padişahım'' -''Hımmm demek önemli bir işin vardı. Öyleyse sana ölmeden önce üç dilek dileme hakkı tanıyorum. Söyle bakalım ilk dileğini.'' -''Yok padisahim ben en iyisi dilek dilemeyeyim siz beni öldürün.'' -''Dile lan deyyus çabuk adamı çileden çıkartma'' -''Peki. Eeee şey padisahim. Ben sadrazamın karısına hastayım, madem ö yle ölmeden önce bir yatsam onunla'' Tabi bunu duyan sadrazam olaya şiddetle karşı çıkmasına rağmen, padişahın ''Bosver takma kafana nasıl olsa ölecek'' gibi sözlerinden sonra istemeye istemeye razi olmus. Ardindan sıra ikinci dileğe geldiğinde Temel de yine aynı naz ve Padisahın azarlaması. Sonunda Temel ikinci dileğini söylemiş: -''Eeee şey padisahim ben sizin karınıza da hastayım, onunla da yatsam'' -''Ne diyorsun lan sen'' Bu kez sadrazan telkinde bulunmuş ve Padişah kabul etmek zorunda kalmış. Sonra padişah Temel'e dönüp: -''Söyle bakalım şu üçüncü dileğini de bitirelim artık şu işi'' -''Yok padişahım söylemeyeyim, ilk ikisini söyledim ama bunu nasıl söylerim bilmiyorum. İlk ikisinden daha kötü ne olabilir ki diye düşünen padişahın kızarak ''söyle bak işkence yaptırırım, söyletirim'' demesi üzerine temel üçüncü dileğini de belirtmiş: -''Ben sadrazamla size de hastayım'' Ardından kısa bir sessizlik ve Sadrazam : -''Padişahım ben sanki Temel'i namazda görür gibi oldum'' Padişah: -''Evet evet ben de hatırlıyor gibiyim''
-TEMEL FOTOGRAFÇIDA- Temel bir gün fotoğrafını çektirmek istemiş ve bir stüdyoya girmiş. Fotoğrafçıya -''Ben fotograf çektirmek istiyorum. Lakin vesikaluk olmayacak'' demiş. Fotoğrafçı bunun üzerine Temel'e -''Olur efendim. 24 çarpı 32'ye ne dersiniz?'' diye sormuş. Temel yanıt vermiş: -''Bildim 768 eder de bunun konumuzla ne alakası var'' demiş.
-BATIL İNANÇLAR- Şefi garsonluk yapmaya başlayan Temel'i uyarır: -''Bak Temel dolu tabakları sağdan verip, boş tabakları soldan alacaksın'' Şefin ne demek istediğini anlayamayan Temel, şefine sorar: -''Neden, batıl inançlarınız mı var''
-TEMEL’İN EVLİLİĞİ- Temel'in kızı evlilik hazırlığı içindedir. Babasından evlilik hakkında görüşünü almak ister. Temel kızını annesinin üzerine salar: -''Git kızım anana sor, o benden daha iyi bir evlilik yaptı'' der.
-SAĞIR-DİLSİZ TETİKÇİ- Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir tetikçi buldu. Seçtiği adam sağır ve dilsizdi. Çünkü baba, bu tetikçi yakalanırsa polise fazla bir şey anlatması mümkün olamaz diye düşünüyordu... Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiyi odasına aldırttı, bir de işaret dilini bilen tercüman buldular. Tercüman işaretle sordu: -''Para nerede?'' Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi: -''Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok. Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum.'' Tercüman tercüme etti: -''Neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş.'' Baba 38'lik tabancayı koltuk altından çekip sağır dilsizin beynine dayadı: -''Simdi sor bakalım, para nerede.'' Tercüman işaretle sordu: -''Para nerede?'' Sağır-dilsiz kan ter içinde işaretle yanıt verdi: -''Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin olduğu kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğunda yüz bin dolar var.'' -''Ne dedi? dedi Baba. Tercüman yanıtladı: -''Dedi ki, hala neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş, ayrıca o tetiği çekmek de biraz sıkarmış.''
-KOLA MAKİNASI- Temel ile Dursun Amerika’ya gitmişler. Hava alanında dursun çantalarla ilgilenirken Temel de etrafı geziniyormuş. Bakmış bir kola makınası, başlamış para atmaya. Bu sırada işi biten Dursun bir bakmış ki Temel kola makinesine para atıp kola alıyor. Etrafında yüzlerce kola kutusu. Hemen koşmuş yanına. -"Na'pıyosun!!" Temel cevabını geciktirmemiş: -"Karışma bugün şansım çok iyi."
-TOP ATIŞI- Temel İstanbul’a gelmiş, yürüyormuş. Bu arada 5 dakikada bir top atışları duyulmaktaymış. Merak edip sormuş: -"Hemşerim bu top atışları neyin nesi?" diye. Kraliçe Elizabeth’ in gelmesi sebebiyle top atışı yapıldığı anlatılmış. Aradan yarim saat geçmiş ve top atışları halen sürmekteymiş. Temel bu kez bir başkasına sormuş: -"Bu top atışları neden?" diye. Aynı cevabı alınca söylenmiş: -"Ulan, yarım saattir bir karıyı vuramadılar.''
-VURDUK ONU- -''Babam öldü'' demiş Temel. ilyas sormuş: -''Neden öldü?'' -''Apartmanın sekizinci katının balkonundan düştü.'' -''Eyvah parçalandı mı?'' -''Yok, girişteki bakkalın tentesine düşünce oradan havalanıp karşı apartmana yöneldi'' -Apartmana mı çarptı, nasıl oldu?'' -''Yok, karsı apartmanın balkonunda çamaşırlar asılı idi. Çamaşır ipine vurun fabrikanın bahçesine düştü.'' -''Orada mı öldü?'' -''Yok, fabrika çelik yay fabrikası, bahçedeki yayların üzerine düşüp havalandı yeniden'' -''Peki sonra?'' -''Sonrası ne? Baktık ki yere inmiyor, biz de vurduk onu''
|
|
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/3/2006 - fikralar_3
|
-TEMEL'E ÖNERİ--- Temel sıcak bir yüz günü derede yüzer. Dışarı çıktığında elbiselerini bulamaz. Mecburen anadan doğma bir halde köyün yolunu tutar. Bir eliyle arkasını bir eliyle önünü kapatmış bir halde köye girer. Kahvede oturan Dursun, Temel'i bu halde fark edince bağırarak şu öneride bulunur: -Ula Temellll, seni oralarından zaten kimse tanımaz, yüzünü kapat yüzünü...
-BANA NE VERİRSİNİZ--- Orta yaşta bir adam eczaneye girer, tezgahtaki kadını fark edince geri çıkmak ister. Eczacı kadın durumum fark eder ve seslenir: -Beyim ben yardımcı olayım... Erkek bunun üzerine ''eczacı beyle görüşecektim'' der... Eczacı kadın bunun üzerine ''bu eczane benim ve 2 de bayan ortağım var. Ortaklarım da şu on şurdaki odadalar'' der... Adam biraz utanarak ve sıkılarak, ''benim bir derdim var'' der ve ekler: -''Son günlerde bana bir hal oldu. Günde 4-5 kadınla birlikte oluyorum ama bir türlü doymuyorum. Bana siz ne verebilirsiniz'' Eczacı kadın ortaklarına da danışması gerektiğini belirterek eczacı diğer 2 kadının bulunduğu odaya girer ve biraz sonra dönüp adama şu teklifte bulunur: -Arkadaşlarımla görüştüm, sana ayda 800 milyon lira verebiliriz. Yemen içmen de bize ait ama ne olur sigorta isteme....
-KALK KIZ PATLICANLARIN ÜZERİNDEN--- Temel ve Fadime sabah erkenden bahçelerindeki sebzeleri toplarlar ve satmak için pazara doğru yola koyulurlar. Temel at arabasını kullanırken Fadime arabanın arkasında oturmaktadır. Bir süre yol aldıktan sonra Fadime şuh bir sesle Temel'e seslenir: -Temel, acık sağ yanağımdan öpsene lan... Temel güç bela geriye uzanır ve Fadime'yi sağ yanacağından bir kez öper. Bir süre sonra Temel Fadime'nin isteği üzerine aynı işlemi sol yanak için de yapar ve yola devam ederler. Ancak, bir süre sonra Fadime yine seslenir: -Temel, şu sol bacağımı acık sıksana lan... Temel, Fadime'nin ne yapmaya çalıştığına bir anlam veremez. Fadime'nin sol bacağına sıkar, içinden düşünmeye başlar... Bir süre sonra Fadime'nin sesi bir kez daha duyulur. Fadime bu kez Temel'den sağ bacağını sıkmasını ister. Temel, Fadime'nin bu isteğini de yerine getirmek için geri döndüğünde gerçeğin farkına varır ve Fadime'ye bağırır: -Kalk kız patlıcanların üzerinden, domateslerin üzerinen otur...
-TANRIR NEREDE?---- Mahallenin iki afacan kardesi tüm mahalleliyi bıktırmış. Sürekli ana babalarına şikayet geliyor mahalleliden. Kıralan camların, kuyruğuna teneke bağlanan kedilerin, lastiği indirilen arabaların sorumlusu hep afacan kardeşler. Anne ve basası usanıp durumu kilisenin papazını anlatırlar ve ondan yardım isterler. Papaz, ''Gönderin çocukları bir konuşayım'' der. Çocuklar bir kaç gün sonra papazın huzuruna çıkarlar. Papaz önce büyük oğlana döner ve ''Söyle bakalım tanrı nerede'' der. Çocuk susar, papaz sorusunu tekrarlar çocuk susmayı sürdürür. Papaz bu durum karşısında sinirlerin, sesini yükseltir ve bir kez daha sorar, ''Konuşsana tanrı nerede'' diye. Çocuk aniden olduğu yerden fırlar ve başlar kaçmaya, kaçarken de kerdeşine seslenir ''kaçalım çabuk'' diye. Eve giderler, odalarına girip kapıyı arkadan sıkıca kapatırlar. Bu sırada çocuk ağabeyine ''Neden kaçıyoruz'' diye sorunca ağabey şu yanıtı verir: -İşte şimdi hapı yuttuk, tanrı kaybolmuş ve bizden biliyorlar.
-ARTIK TAKMIYORUM--- Aşırı ishalden şikayetçi biri hastaneye gider. Bürokrasiden olsa gerek belgeler karışır ve hasta yanlışlıkla psikiyatri servisinen havalel edilir. 15 günlük tedavinin ardından taburcu edilen hastayı kapıda arkadaşı karşılar ve ''Ne oldu geçti mi ishalin'' diyey de sorar. Hastanın yanıtı ilginç olur: -Hayır gecmedi ama artık takmıyorum.
-DAVAYI KAYBEDECEĞİZ--- 12 yaşındaki bir çocuk bir kadına tecavüz ettiği iddiasıyla yargılanıyormuş. Çocuğun avukatı da bir bayanmış. Bayan avukat duruşmada çocuğun pipisini dışarı çıkarıp eline almış ve sallayarak ''Hakim bey, bu çocuk bu ufacık pipisiyle bu kadına nasıl tecavüz edebelir'' demiş. Çoçuk bu sırada avukatının kulağına eğilip şu öneride bulunmuş: -Avukat hanım biraz daha sallarsanız davayı kaybedeceğiz.
-ANLAMLI ANLAMLI--- Karadenizlinin biri hemşerisine anlatıyor : -Dün belediye otobüsüne bindim; yan koltuktaki adam bilet almamışım gibi bana anlamlı anlamlı baktı. -Sen ne yaptın? -Bende bilet almışım gibi anlamlı anlamlı ona baktım.
-DENİZCİLER--- İki denizci oturmus sohbet ediyorlar; -Sana iki haberim var, biri iyi, digeri kotu. -Önce kötüsunu söyle. - Biz seninle zamanımızın çoğunu seferde geçirirken karılarımızın dostluğu çığrından çıktı, ikisi de lezbiyen oldu. -Vay canına!, Peki iyi haberin nedir?. - Senden hoşlanıyorum...
-PAZARLIK--- Bir partide adamın biri güzel bir bayanın yanına yaklaşmış ve sormuş: -Bayan, size bir milyar lira versem bu gece benimle beraber olur musunuz? Kadın duraksamış ve ''Neden olmasın'' diye yanıt vermiş. Adam biraz sonra kadına yaklaşmış ve bu kez ''Peki 5 milyon versem benimle beraber olur musunuz ?" diye sormuş bu kez. Kadın, ''Siz benin ne sandınız'' yanıtını vermiş bu kez. Adam bunun üzerine ''Ne oldugunuzu anladık da, fiyatta anlaşmaya çalışıyoruz'' demiş.
-HERKES GÜVERTEYE--- Okyanusta büyük bir gemi hızla ilerlerken bir an gemi kaptanı herkesi güverteye çağırmış. Herkes güverteye toplanınca: -''Size bir kötü bir de iyi haberim var. Hangisi ile başlayayım?" demiş. -"İyi olanla" demiş yolcular... -"11 dalda oscar kazanacağız..."
-SİGARA SAĞLIĞA ZARARLIDIR--- Temel savaşta büyük çatışmanın hemen ardından gecenin sessizliginde bir sigara yakar. Arkadaşı Temel'e bağırır: -Ne yapıyorsun, bu çok tehlikeli... Temel sakin bir edayla yanıt vermiş: -Merak etme içime çekmeyrum.
-YANLIŞ NUMARA--- -"Alo efendim" -"Pardon galiba yanlış numarayı çevirdim" -"Dikkat etsene geri zekalı" -"Geri zekalı sensin, üstüne birde bit beyinlisin" -"Ne sen kiminle konuştuğunu biliyormusun???" -"Hayır" -"Ben istanbul emniyet müdürüyüm" (biraz sesizlikten sonra) -"Peki sen kiminle konuştuğunu biliyormusun" -"Hayır" -"Ohhh çok şükür"
-SARHOŞ-- Şarhoşun biri üstü başı dağınık bir halde karakolu gelir, elindeki anahtarı komisere göstererek şöyle der: -Komiserim şu elimde gördügünüz anahtar var ya, onun üstünde az önce benim arabam vardı, şimdi yok. Arabamı çalmışlar. Komiser sarhoşa söyle bir bakar ve şöyle der: -Sen önce kendine bir çeki düzen ver bakiyim. Şu haline bak. Devletin komiseri önünde böyle fermuarı açık durmaya utanmıyormusun. Sarhoş, bir komisere bir fermuarına bakar ve şöyle konuşur: -Aha, karıyı da çalmışlar...
-VAAZ--- Hoca vaaz vermek istediği salona girmiş. Salonda en ön sırada oturan seyis dışında kimse yokmuş. Vaaz verip vermeme konusunda tereddüt yaşayan Hoca, seyise sormuş: -''Tek sen varsın. Sana göre konuşmalımıyım, konuşmamalımıyım.'' Seyis cevap vermiş: -''Hoca ben basit bir insanim, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve butun atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim yine de onu beslerdim.'' Bu sözleri üzerine seyise hak veren Hoca başlamış vaaz vermeye. 2 saatten fazlal konuşmuş. Kendini çok çok mutlu hissetmiş, seyisin de vaazinin çok iyi olduğunu onaylamasını bekleyerek sormuş: -''Vaazimi nasıl buldun?'' Seyis cevap vermiş: -''Sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahırar gelip biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim onu beslerdim dedim ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanın çatlatmazdım.''
-CAMEL- Kadının biri günde 4 paket Camel içiyormuş. Neyse bu kadın yazın tatil için Türkiye'ye gelmiş. En büyük derdi de yüzerken sigara içememekmiş. Hatta bu yüzden çoğu zaman yüzmüyormuş bile. Fakat bu arada bir adam dikkatini çekmiş kadının. Adam denize giriyor, yüzüyor, yüzüyor ilerdeki bir kayalığın üzerine çıkıyor, mayosundan sigara ve çakmağının çıkarıp keyifle sigarasını için yeniden denize giriyormuş. Bir, iki üç artık kadın dayanamamış gidip adama bu işi nasıl başardığını sormuş. Meğerse adam sigara ve çakmağını bir prezervatifin içine koyuyor, düğümleyip mayosunun içine yerleştiriyormuş. Kadın bunu öğrenir öğrenmez soluğu eczanede almış. Eczacı ne istediğini sorunca kadın: -''I want a box of preservative please" demis. Eczacı bir kutu preservatif çıkartmış. Kadın içerisine çok miktarda sigara koymayı planlıyor ya eczacının gösterdiği prezervatif gözüne küçük görünmüş ve ''No, No bigger than this'' demis. Neyse adam bir boy büyüğünden bir paket daha çıkarmış, kadın yine küçümsemiş ve yine "No, No bigger than this" demiş. Sıkılan eczacı en büyük boy prezervatifi çıkarıp göstermiş ama kadın yine beğenmemiş. Bunun üzerinen sinirlenen eczacı "Sorry is it for your horse?" diye sormus. Kadın, eczacının bu sorusu üzerine ''No, no, it is for Camel.'' demiş.
-TEMEL'İN İNEĞİ--- Temelin ineği hastalanmış.. Hangi veterinere götürmüşse bir türlü iyileşmemiş. Temel biçare bir sekilde düşünürken ellerini açıp ALLAH'a yalvarmış.. -''Yarabbi sen ineğimi iyi et, iyi edersen 15 gün oruç tutarım...'' Bu hayvan iki günden fazla yaşamaz diyen veterinerlere inat inek iyileşmiş.. Bizim Temel 15 gün oruç tutmuş. 16.gün inek ölmüş. Temel ne yapacağını şaşırmış. İnek ölü, havadan 15 gün tutulan oruç..... Temel ellerini açmış ve şöyle seslenmiş: -''Yarabbi sen sanıyorsun ki Temel aptaldır, hiç itiraz kabul etmem, ineği kurbana sayar, tuttuğum oruçları da Ramazan'dan düşerim hiç kusura bakma..''
-KADIN BEYNİ - Hasta yakınları ölmek üzere olan yakınlarının kapısında bekliyorlarmış.Derken doktor üzüntülü ve yorgun bir suratla gelmiş ve "Üzgünüm. Kötü haberi vermek durumundayım" demiş. Hasta yakınlarının gözlerinin içine bakarak "hastanın kurtulması için tek çare beyin nakli yapmak", "çok masraflı ve riskli bir ameliyat olacak ancak tek çare bu", "sağlık sigortanız masrafları karşılayabilir ancak nakledilecek beyinin parasını siz ödemek zorundasınız" demiş. Hasta yakınları bu haberi duyduklarında çok üzülmüşler, uzun bir sessizlikten sonra aralarından bir tanesi "Bir beyin kaç paradır?" diye sormuş. Doktor hemen cevap vermiş, "erkek beyni için 5000 $, bayan beyni içinse 200 $ ödemek durumundasınız" demiş. Odanın içinde bir an sessizlik olmuş. Erkekler kadınlar ile göz temasından kaçarak, gülmemek için kendilerini zor tutuyorlarmış. Bir anda olayın farkına varamayan bir erkek yakın dayanamamış ve doktora sormuş, "neden erkek beyni bu kadar pahalı?" Doktor cevaplamış, "Bu bir standart fiyatlandırma politikasıdır. Kadın beyinlerinin fiyatlarını aşağıya çekmek durumundayız, çünkü o beyinler gerçekten kullanılmış oluyorlar."
-KOCANA SÖYLE- Doktora giden genç kadın sıra kendine geldiğinde muayene yatağına uzanır ve bacaklarını ayırarak, bacağının birindeki kırmızı küçük bir lekeyi gösterir ve lekeden kurtulmak istediğini söyler. Doktor kısa bir incelemeden sonra ıslattığı bir pamuk parçasıyla silerek lekeyi yok eder ve "tamam hanımefendi gidebilirsiniz" der. Kadın bir kaç gün sonra yine aynı şikayetle aynı doktora gider ve doktor aynı işlemi uyguladıktan sonra bir kez daha genç kadını evine yolcu eder. Aynı işlemi defalarca tekrarlamak durumunda kalan doktor genç kadına, ''söylermisiniz kuzum sizin kocanız ne iş yapar'' diye sorar. Genç kadından ''marangoz'' yanıtını alan doktor kadına şu tavsiyede bulunur. -"Eşine söyle bari o işi yaparken kulağının arkasındaki kalemi çıkarsın."
-TİK- Hayat bilgisi öğretmeni sınıfa girer, o günkü niyeti öğrencilere tik'i öğretmektir. Derse soruyla başlar ve "İnsanın bir organı var ve bazen insan onun hareket etmesine engel olamaz, buna ne deriz" diye sorar. Sınıftan ses çıkmaz, kimse parmak kaldırmaz. Sessizliği sınıfın en tembel öğrencisi parmak kaldırıp "ben yanıtlayayım öğretmenim" diye bağırarak bozar. Öğretmen şaşırır ama doğru cevabı alacağından umutsuz halde "söyle bakalım'' der. Tembel öğrenci "tik" yanıtını verir. Öğretmen şaşkındır ve içinden öğrenciye ödüllendirmeyi geçirirken sorar "Aferin, söyle bakalım senin adın ne?" Öğrenci yanıtıyla öğretmeni ikinci kez şaşırtır ve ''Tüleyman'' der.
İNTİHAR: Temel birgün deniz kıyısında gezindiği sırada bir kalabalık görmüş ve o yöne yönelmiş. Bakmış ki adamın biri intihar ediyor ve boğulmak üzere. Kendini denize atmış ve adamı boğulmaktan kurtarmış. Ertesi sabah arkadaşı Temel'in kapısı çalmış ve ''Biliyormusun, dün senin kurtardığın adam bahçende kendini asmış'' demiş. Temel birden fırlamış ''Ula ben onu kurusun diye astıydım, ölmüş mü?'' demiş.
BİLARDO: Sabahtan beri nefes almadan çalışan işadamı, saatin akşamın sekizi olduğunu fark edince o gün kendisi gibi yoğun çalışan sekreterine bir öneride bulunmuş: -Haydi birlikte yemege gidelim. Gitmisler, adam yemekte sormuş - Dans etmeye gidelim mi? - Olur, demis sekreteri. Birlikte diskotege gitmisler. Sonra evine gitmisler ve bir güzel sevişmişler. Adam evine dönmüş, arabasını garaja parketmiş, cebinden bir parça tebeşir çıkarıp elbisesine irili ufaklı çizikler atmış. Eve girdiğinde kendisini salonda bekleyen karısı sormuş: - Neredeydin? Adam istifini bozmadan ''-Hiiç!.. Sekreterimle yemege gittik, sonra dansa, sonra da onun evine. Birkaç saat seviştik. - Yalancı!.. diye bağırmış kadın ve şöyle demiş: -Yalancı, üzerindeki tebeşir lekelerinden belli, arkadaşlarınla buluşup bilardo oynamaya gittin değil mi?
TRAFİK: Kadın doktora gittikten sonra eve geldi ve kocasina müjdeyi verdi: - Hamileyim! Adam şaşkınlık içinde söylenir: -İmkansız... Ben hep dikkat ederim... Adam emin olmak için doktoru ziyaret eder ve adamla doktor arasında şu konuşma geçer: - Anlayamıyorum doktor bey ben dikkat etmiştim. - Bakın bayım... Bu araba kullanırken dikkat etmeye benzer. Siz dikkat edersiniz ama baskasi gelip çarpar!..
İSA SENİ İZLİYOR: Hırsız gecenin yarısında bir eve girer. Karanlık koridorda, yaktığı küçük el fenerinin ışığında ilerlerken bir ses duyar: -İsa seni izliyor... Şaşkınlık ve korkuyla etrafına bakınan hırsız bir yandan da evdeki değerli eşyaları aramaya devam eder. Aynı sesi tekrar duyar: -İsa seni izliyor ! Bu kez hırsız elindeki feneri çevrede gezdirmeye başlar ve bir papağan görür, ''Bunu sen mi söyledim'' diye sorar. Papağan ''-Evet, seni uyarmak için'' der. Hırsız bu kez ''- Ne ! beni uyarmak mı ! Kimsin sen ? Adın ne senin ?" diye sorar. Papagan, "Musa" diye cevap verir. Hırsız, ''Musa ! Hangi salak papağanına Musa adını koyarki'' der. Papağan hırsıza şu yanıtı verir: -"Bilmiyorum. Tahminimce arkanda duran Dobermana İsa adını veren salak olabilir.''
HERKESİ TANIYAN KADIN: Bir mahkeme salonu düsünün... Tanıklık etmesi için yaşlı bir kadını kürsüye çağırırlar. Kadın tanık sandelyesine oturur ve davalının avukatı kadına ''Beni tanıyormusunuz'' diye sorar. Yaşlı kadın bu soruya ''Sizi çocukluğunuzdan beri taniyorum.. Siz daha çocukken bile aileniz için tam bir başbelasıydınız. Sürekli yalan söylüyorsunuz, karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz. En yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyorsunuz. Bir dolar fazla kazanmak için herkesi satarsınız'' biçiminde yanıtlar. Davalının avukatı başta olmak üzere salondaki herkes şok olur. Yaşlı kadının cevabı karşısında bozulan sanık avukatı ne yapacağını bilemez ve bu kez ''-Karşı tarafın avukatını tanıyormusunuz'' diye sorar. Kadın cevap vermekte gecikmez ve ''-Elbette tanıyorum, çocukluğumda ona dadılık yapmıştım. Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir. Etrafında bir tek dostu yoktur. Herkes onun hala geceleri altına kaçırdığını bilir'' der ve salonda ikinci kez şok yaşanır, salonu gürültü kaplar... Duruma müdahele etme gereği duyan Hakim, kürsüye tak tak vurup herkesi susturur, her iki tarafın avukatını kürsüye çağırarak kulaklarına fısıldar: -"Eger bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız, ikinizi de harcarım.
SÜTÜNA DİKKAT EDİN: Amerika'da ölen bir kadın için kilisede cenaze töreni düzenlenmişti. Tören sonunda cenaze görevlileri tabutu taşırken, tabutun ön bölümünü kilisedeki sütunlardan birine çarptılar. Bu olaydan sonra tabuttan bir inilti sesi duyuldu. Tabut açıldı ve öldüğü sanılan kadının yaşadığı anlaşıldı. Bir süre hastanede tedavi edilen kadın iyileşti ve 10 yıl daha yaşadı 10 yıl sonra öldüğünde yine aynı kilisede tören yapıldı. Tabut görevlileri tabutu taşırken kilisedeki aynı sütunun önüne geldiklerinde ölen kadının eşinin sesi duyuldu: - ''Lütfen sütuna dikkat edin''
-GÖZLÜK-- Temel uzakdoğuya gider. 250 Dolar verip bakınca insanları çıplak gösteren gözlüklerden alır. Takar bakar çıplak, çıkarır bakar giyinik. Çok hoşuna gider. İkide bir takıp, çıkarır. Eve gözünde gözlükle gider, bakar Fadime'yle aşığı çıplak. Gözlüğü çıkarır bakar çıplak. Takar bakar çıplak. Müthiş canı sıkılır, Fadime'ye seslenir: - "Ula Fadime dünyanın parasını verdim, hemen bozuldu.''
-BAK SON KEZ GÖSTERİYORUM- Kazanovanın biri barda oturuyormuş. Karşısındaki masada da enfes bir hatun. Yanına kim gelirse reddediyor kimseye yüz vermiyor. Bizim adam da ben bunu ayarlarım diyor içinden ve kadının masasına gidip cebinden bir kurbağa çıkarır ve der ki: - "Hanımefendi inanmayacaksınız ama bu kurbağa çok güzel sevişir" Kadın inanmaz tabii bir süre tartışırlar ve kadın merakını yenemez ve bi görelim diye adamın evine gider. Kadın pozisyonu alır adam kurbağayı koyar ama hayvan hareketsiz öyle durur. Defalarca aynısı olur. Kadın artık sıkılmaya baslar tam kalkacak yataktan adam kurbağaya dönüp: - "Bak kurbağa son kez gösteriyorum!" der.
-SAAT 5'E CELEYİ- Temel, karısı Fadime ile dargındı. Ayrı odalarda yatıp, kalkıyor, konuşmak gerektiğinde de karşılıklı yazışarak anlaşmaya çalışıyorlardı. Bir akşam Fadime yatmak üzereyken dolabın yanında bir pusula buldu. Üzerinde şöyle yazıyordu. - "Sabah beni beşte uyandıraysun" Ertesi sabah sekizde uyanan Temel yanındaki masada şu pusulayı buldu. - "Temel, hadi kalk! Saat beşe celeyi"
-KIRKAYAK DAMAT İLE GELİN-
Kırkayak gelin ile damat muhteşem bir düğünle evlenmişler. Kırkayak damat ile gelin babaevinde gerdeğe girmişler. Kırkayak evi işte nohut oda bakla sofa, herkes her şeyi duyuyor. Uzun zaman zifaf odasından bir ses gelmeyince kırkayak kayınpeder merak etmiş ne olup bittiğini. Odanın kapısına kulağını dayamış ses seda yok. Eğilip anahtar deliğinden bakmış bir de ne görsün, kırkayak gelin en şuh vaziyetinde yatağa uzanmış, kırkayak damat ise yatağın yanında yirmi dizinin üzerine çökmüş yirmi elini yalvarır şekilde kavuşturmuş öylece duruyor. Kırkayak kayınpeder - "Herhalde bir fantezi yaşıyorlar" diyerek beklemesini sürdürmüş. İkinci, üçüncü anahtar deliği kontrolünde pozisyon değişmeyince kapıyı tıklatarak içeri girmiş ve oğluna - "Bu kadar saattir ne yapıyorsun böyle diz çökmüş vaziyette oğlum, haydi şu işi bitirsene" demiş. - "Bitirmesine bitireceğim babacığım" demiş kırkayak damat "ama saatlerdir yalvarıyorum, hangi bacağının arasında olduğunu söylemiyor ki kahpe''
-MAZDA'NIN KRİKOSU- Bir Fransız, bir İtalyan ve bir Türk Avrupa'da trene binip yolculuk etmeye karar vermişler. Boş bir kompartıman ararlarken, kompartımanın birinde taş gibi bir hatunla bir Japon'un yan yana oturduklarını görmüşler. Hemen o kompartımana oturmaya karar verip içeri dalmışlar. Bizim üçlü tam Japonla kadının karşısına oturmuşlar ve başlamışlar Japon'u çekiştirmeye. İtalyan, -"Maymun gibi Japon taş gibi hatunu götürüyor. Ben şimdi bunu ayarlarım" demiş. Bunun üzerine Fransız, İtalyan'ı uyarmış: - "Önce Japon'u halletmek lazım." İtalyan Japon'u dışarı davet etmiş. Bir iki dakika sonra dışarıda bir gümbürtü kopmuş. "Bam, güm" sesler geliyormuş. Kompartımanın kapısını ilk açan İtalyan olmuş. Yüzü gözü kan içerisinde, bir gözü şişmiş bir şekilde içeri girmiş. Bizimkiler sormuş: - "Ne oldu?" İtalyan ağlamaklı: - "Tam herife girecektim, ne olduğunu anlamadan bu hale geldim." Sonra da Japon içeri girmiş ve selam verip yerine oturmuş. İtalyan dışarıda olanın sokuyla Japon'a sormuş: -"Kardeşim, sen ne yaptın dışarıda öyle yahu? Ne olduğumu anlayamadım bile." - "Bizim oralarda çok kullanılan bir yöntem var. Onu uyguladım." - "Ne biçim yöntem bu ?" - "Oshido'nun Koshido'su." Fransız bu olaya çok içerlemiş. Benim arkadaşıma bu yapılırmı, ulen? diyerek o da Japon'u dışarı çağırmış. Yine bir iki dakika sonra dışarıda bir gümbürtü kopmuş. "Bam, güm" sesler geliyormuş. Kompartımana ilk önce Fransız ağzı yüzü dağılmış, dişleri dökülmüş bir durumda girmiş. Arkadaşları büyük bir şaşkınlıkla sormuş: - "Seni de mi? Nedir? Ne oldu?" Fransız İtalya'nın yaşadığı şokun iki kati ile: - "Tam herife girecektim, ne olduğunu anlamadan dünyam karardı." Sonra da tabii ki Japon içeri girmiş ve selam verip yerine oturmuş. Fransız da ne olduğunu anlamak için Japon'a sormuş: - "Kardeşim, ne biçim yöntem bu böyle? Dünyam yıkıldı." - "Bizim orada çok unlu başka bir yöntem daha var. Onu uyguladım." - "Onun adi nedir peki?" - "Moshido'nun Koshido'su." Bizim Türk de diğerlerinin sokunu yasarken kendi kendine "Ulaaan, iki tane dev gibi adam dayak yedi. Ama ben kendime korkak Türk dedirtmem. Dayak yersek yeriz" diye düşünmüş. Sonra o da Japon'u dışarı davet etmiş. Japon bizimkinin ardından dışarı çıkar çıkmaz "Küüüüt" diye bir ses duyulmuş. İçeridekiler büyük bir şaşkınlıkla bekliyorlarmış. İçeri ilk Japon girmiş. Kafası yarılmış, ağzı gözü kan içindeymiş. Türk içeri girer girmez de Japon atlamış: -"Ne oldu yahu? Neydi bu? Ne olduğunu bile anlayamadım? Nedir bu?" - "Bu aslında bizim oralarda çok kullanılan bir yöntem," - "Hiç bilmiyorum. Nedir bunun adı?" Türk yanıt vermekte geç kalmamış: - "Mazda'nın Krikosu."
|
|
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/3/2006 - fikralar_4
-BURDA KİMSE YOK-- Adamın biri günah çıkarmaya kiliseye gitmiş. Rahiple birlikte günah çıkarma odasına girince anlatmaya başlamış: -"Peder, büyük günah işledim.." -"Evet oğlum... Ne yaptığını anlat bana... Tanrı seni affedecektir..." -"Kız arkadaşımla üç yıldır çok güzel giden bir ilişkimiz var. Ve aramızda ciddi bir yakınlaşma olmadı. Dün onu görmeye evine gittim, kızkardeşinden başka evde kimse yoktu. Ortalıkta kimsenin olmadığını görünce kardeşiyle beraber olduk..." -"Oh, bu çok kötü evlat... Fakat yaptığının kötü bir şey olduğunun farkındasın. Tanrı affetsin..." -"Peder, geçen hafta kız arkadaşımı görmeye işyerine gitmiştim. İş arkadaşlarından biri dışında iş yerinde kimse yoktu. Ortalıkta kimsenin olmadığını görünce iş arkadaşıyla birlikte olduk." -Oh, bu hiç de iyi olmamış doğrusu..' -"Peder,geçen ay, kız arkadaşımı aramak için amcasının evine gitmiştim. Yengesinden başka evde kimse yoktu. Ortalıkta kimsenin olmadığını görünce, yengesiyle birlikte olduk.." Adam pederden cevap gelmeyince seslenmiş: -"Peder... Peder ... neredesiniz?" Hiç cevap yok... Kilisenin içinde rahibi aramaya başlamiş ve onu piyanonun arkasındaki masanın altında saklanır bulmuş. -"Peder, niçin orada saklanıyorsunuz?" Peder ürkek bir sesle yanıt vermiş: -"Birden ortalıkta senle benden başka kimsenin olmadığını farkettim"
-YILDIZLARIN ALTINDA--- Karadenizli Temel ile Adanali Cabbar birlikte tatile cikarlar. Fethiye'de, Kelebekler Vadisi'nde kamp kurarlar. Tatillerinin ikinci gunun aksami guzel bir yemek yiyip, bir sise de sarabi devirdikten sonra uykuya dalarlar. Birkac saat sonra Cabbar uyanir ve Temel'i de durtukleyip uyandirir. Temel uyku sersemidir; -"Ne oldu? Ne istisun?" -"Temelcigim. Yukariya bak ve bana ne gordugunu soyle." Temel gokyuzune bakar ve cevap verir: -"Ha punun icun mu uyandirdun benu?. Paktum iste. Milyonlarca yilduz gorirum...Isil isil parliyan milyonlarca yilduz..." Cabbar tekrar sorar: -"Peki, bu sana neyi gosteriyor?" Artik iyice uykusu kacan Temel biraz dusunur ve filozofca cevap verir: -"Teolojik olarak Tanrunun kudretinu ve kendu acizligimuzu corirum. - Felsefik olarak, evrenun sonsuzlugunu ve onun karsisindaki onemsizligimuzu corirum. - Astironomik olarak galaksilerun,yilduzlarun,gezegenlerun varligini corirum. - Meteorolojik olarak pucun havanun cok guzel olacaginu corirum.Yilduzlarun konumuna bakarak da gecenun koru ve saatin 3 oldugunu, penu luzumsuz yere uyandirdugunu coruyorum...Niye sordun punu pana? Ha pu sana neyi costerur?" Cabbar cevaplar: -"Ulan Hiyar!, cadirimizi calmislar..."
-BİZİMKİ ÇOK DAHA GÜZEL-- Karı koca yemek yiyor... O sırada masaya yaklaşan heykel gibi güzel bir esmer kadın, adamı selamlayıp geçiyor. Adamın karısı haliyle soruyor: ''Kim bu afet'' diye... Adam: - Eger mutlaka bilmek istiyorsan söyleyeyim, metresim! Kadın: - Bir de bu kadar pervasızca söylüyorsun. Boşanıyorum senden! Adam: - Yani Etiler'deki apartmanı, Kandilli'deki yalıyı, Göcek'teki tekneyi ve Nice'deki villayı bırakıyorsun... Uzun bir sessizlik olur. Çift yemeğini çatallarken kadın birden sorar: -Su arkada oturan Fuat degil mi? Yanındaki kadın kim? Adam: -Fuat'ın metresi. Kadın: - Ayyyy, bizimki çok daha güzel !
-TEMEL PLAJDA----- Temel tatil için gittiği sahil kentinde, sabah erkenden kalkar ve plaj kumsalında yürümeye başlar. Bu esnada bir çift de sabah sporu için plaja gelmiştir. Kadın sabah güneşinden yararlanmak için kumsalda güneşlenirken, eşi de hemen yanında şınav çekmektedir. Temel bu manzarayı görür ve şöyle der: - "Ula kerize bak, kari altindan kaçmiş haberi yok..!"
-CINDY CRAWFORD VE ASIM----- Cindy Crawford ve Asım bir gemi kazası neticesinde ıssız bir adaya düşerler. Ne yapsınlar can sıkıntısından sabah akşam birlikte olurlar. Ancak bir süre sonra Asım durumdan zevk almamaya başlar. Cindy çıldırır. Asım'a ne oldugunu sorar, ne isterse yapabileceğini söyler. Her türlü fantaziyle ve herşeyiyle emrine âmade olduğunu, nerede hata yaptıysa düzeltmeye çalışacağını anlatır. Asım inatla Cindy'ye ''istediğim şeyi yapabilmen mümkün değil' der. Cindy çaresizlik içinde ısrar eder ve herşeyi göze aldığını söyler. Asım en sonunda ''Bir denemeye'' karar verir. Önce Cindy'nin saçlarını kısacık keser. Sonra üstünü örtecek biçimde ceketini giydirir. Kestiği saçlardan bıyık yapar. Cindy, ne olduğunu anlamaya çalışırken Asım onu mümkün oldugu kadar erkeğe benzettikten sonra akşam olunca sahile gelmesini söyler. Akşam olur ve Cindy erkek kılığında sahile gelir bakar ki Asım mükellef bir rakı sofrası hazırlamış ve masayı mezelerle doldurmuştur. Asım ve Cindy masaya otururlar ve Asım elini kanka modunda Cind'nin omzuna koyar ve şöyle der: -''Ulan Kazım bir aydır kiminle sevişiyorum söylesem inanmazsın''
-KARADENİZ USULÜ MAÇ---- Trabzonlu imamlarla, Rizeli imamlar turnuva düzenleyip maç yaparlarmış; ama her defasında Rizeli imamlar yenerlermiş. Trabzonun takım kaptanı Temel Hoca demiş ki; "uşaklar bu böyle gitmez, bizim Trabzonsporlu Hami'yi takıma alalım, diyelim ki bu bizim merkez caminin yeni hocası." Diğerleri de kabul etmişler ve maça gitmisler Rize'ye. Dönüşte takım kaptanı Temel Hoca'ya sormuşlar, "mac ne oldu? diye; "2-1 yenildik" demiş. "Peki golleri kim attı?" diye sormuşlar; Temel "bizim golü Hami Hoca attı; onların golleri de Del Pierro Hoca ile Roberto Carlos Hoca" demiş.
-BOYACI TEMEL---- Adam bahçesinin çevresine uzunca bir duvar yaptırmış. Boya yaptırmak için amele pazarına gitmiş. Niyeti bir boyacı bulmakmış. Şansına karşısına Temel çıkmış. Adam temel ile anlaşmış. "Hele birgün çalış, bakayım, iyi çalışırsan sonraki günlerde boya yapmaya devam edersin" demiş. Temel, almış eline fırçasını, koymuş boya kutusunu yanına başlamış çalışmaya. Akşam Temel'i kontrole gelen bahçe sahibi pek memnun olmuş. Çünkü Temel, bir günde 50 metre duvar boyamış. "Tamam Temel devam et" diyerek memnuniyetini dile getirmiş. Ancak, adam ikinci gün gelmiş bakmış boyanan duvar 25-30 metre ama sesini çıkarmamış, sonraki gün boyanan duvar 10-15 metreye düşmüş. Adam dayanamamış ve işi bırakmasını istediği Temel'e şöyle demiş: -Ama temel, ilk gün 50 metre duvar boyadın, sonraki günler boyadığın duvar her gün kısalmaya başladı. Temel öfkeli bir şekilde yanıt vermiş: -Eeee ama usta bu normaldir, her gün boya kutundan biraz daha uzaklaşıyorum...
-ÇÜRÜK DİŞİ DE OLUR MU?--- Adam cinayet suçundan 30 yıla mahkum olur. Kadınsızlık canına tak eder ve salıverilmesine bir kaç gün kala çok kötü yemin eder ve "Dışarı çıktığımda ilk gördüğüm kadını becerecem, hem da ağzındaki dişin sayısı kadar" demiş. Cezasını çekmiş ve dışarı çıkmış ama şansına bir nineyle karşılaşmış. Nineye ağzında kaç diş olduğun sormuş ve "3" cevabını almış, yaşlı kadının bağırıp kendisini rezil edeceğinden çok korkmasına karşın ettiği yeminin gereğini yapmış. Nine, işini bitirip hızlı adımlarla uzaklaşan adamın arkasından seslenmiş: -"Arkada bir de çürük dişim vardı, çürük dişe de olur mu?"
-HAKİKATEN ÖYLE GÖRÜNÜYOR-- Köyün imamı köyün işveli kadını Hatice'ye göz koyar. Hatice de içten içe imam imam için yanmaktadır ama bir türlü bir araya gelemezler. İmam bir gün sabah namazını okumak için minareye çıkar. Ezan okumaya başlaycakken birden Hatice ile kocası Hüseyin'in cami önünde minübüs beklediklerini farkeder. Hoca bu ya planını kurar ve başlar uygulamaya ve yukardan aşağıya bağırır: -''Ula zındıklar utanmıyormusunuz caminin önünde birbirinizi becermeye'' Hatice de Hüseyin de hocanın ne dediğini anlamazlar. Hocanın bir kaç kez benzer sözler sarfetmesi üzerine Hüseyin yukarı seslenir: -''Ya hoca utanmıyormusun o sözleri sarfetmeye, karımla ben burda yan yana minübüsün gelmesini bekliyoruz'' Hoca cevap verir: -''Yok ya burdan öyle görünmüyor ama zındıklar'' Hüseyin hocanın bir kaç kez daha hakaret etmesi üzerine hocayı aşağı davet eder kendisi minareye çıkar. Merdivenleri hızlı inen hoca Hüseyin minareye ulaşmadan Hatice'ye ulaşır, belini kavrar ve yere yatırır, üzerine çıkar. Hüseyin minareye ulaşır, bir iki kez gözlerini oğuşturur, defalarca yere baktıktan sonra aşağı seslenir: -''Haklısın hoca ya. Burdan hakikaten öyle görünüyor''
-ÖKSÜRÜK------------- Temel oksurukten Dursun da kabizliktan sikayetcidir. Beraber doktora giderler. Doktor Temel'e oksuruk surubu Dursun'a da mushil verir. Bunlar ilaclari karistirirlar. Bir hafta sonra doktor Temel'e: - Nasil oldu? Hala oksuruyor musun? - oksurmeye cesaret bile edemiyorum doktor bey.
-OHA NEREYİ ARADIN LAN BÖYLE----------- Adamın biri eve gelmiş ve gelen 3 milyarlık telefon faturasını görünce afallamış.faturanın detayını istemiş,bakmış ki tüm aramalar eşi,dostu... -napalım ödeyeceğiz artık demiş.Ama bir yandan gözü içerideki papağanına kaymış,"acaba papağan aramış olabilir mi" diye düşünmüş ve yatmış. Bir süre sonra kalkıp papağanı kontrol etmiş,bir de bakmış papağan kafesten çıkıyor,telefonu açıyor,arayıp birileriyle muhabbet ediyor. papağanı kanatlarından yakaladığı gibi duvara yapıştırmış,iki kanadını germiş ve papağanı duvara çivilemiş ; -bi süre böyle kal da aklın başına gelsin demiş.Papağan bir süre sonra karşı duvarda asılı olan İsa heykelini görmüş.O da aynı papağan gibi çivilenmiş,sormuş ; -bilader sen ne zamandır burdasın, İsa ; - valla 2000 yıl oldu. Papağan; - oha nereyi aradın lan öyle !
-SAY LAN ADLARINI--------------------- Hitler üç esir yakalamis, Ingiliz, Fransiz ve bir Yahudi. "Size soru soracagim, bilirseniz sizi birakacagim" demis. Ingiliz'e sormus "Titanik kaç yilinda batti?" Ingiliz hemen cevap vermis "1912" diye. Hitler göndermis Ingiliz'i. Fransiz'a sormus bu kez: "Titanik'te kaç kisi öldü?" Fransiz cevap vermis : "1050". Hitler, "Tamam, sen de gidebilirsin" diye özgür birakmis Fransız'ı. Ve Yahudi'ye dönmüs; "SAY LAN İSİMLERİNİ..!"
-YABANCI DİL BİLMEK----------------- Temel ile Dursun Sultanahmette gezinirken bir turist gelip kendilerine bir adres sorar.Turist ingilizce,almanca,fransizca sorar fakat bizimkiler anlamaz... -Ula dursun bir yabanci dil ögrenemedik gitti, der Dursun: -Ula neye yarayacakki bak adam üç dil biliyor yine derdini anlatamiyo
-TIPTA İKİ ÖNEMLİ KURAL------------ Tıp fakültesinde profösör derse girer ve öğrencilere tıpta önemli iki kuralın olduğunu söyle...birincisi hiç bir şeyden mideniz bulanmayacak hiç bir şeyden tiksinmeyeceksiz...şimdi size uygulamalı olarak gösterecem der ve masanın üzerinde duran cesedin anüsüne parmağını batırır ve yalamaya başlar..daha sonra bu işi tüm öğrencilerin yapmasını ister.bütün öğrenciler sıraya girer ve cesedin anüsüne parmağını sokar ve yalarlar.bu iş bittikten sonra profösör "şimdi gelelim ikinci kurala" der. "tıpta ikinci önemli kural gözlemdir" der ve ekler "ben cesedin anüsüne işaret parmağımı soktum ama orta parmağımı yaladım"
-FENNİ SÜNNETÇİ--------------- Temel,Ingiliz ve Fransiz bir trende gidiyorlarmis.Bir sinek Fransiz'i rahatsiz ediyormus.Fransiz çekmis kilicini sinegi otadan ikiye bölmüs.Cebinden kimligini çikarip: -Fransiz Kraliyet Ailesi.demis. Baska bir sinek Ingiliz'i rahatsiz ediyormus.Ingiliz kilicini çekmis ve sinegi ortadan ikiye bölmüs.Sonra cebinden kimligini çikartip: -Ingiliz Kraliyet Ailesi.demis. Baska bir sinek de bizim Temel'i rahatsiz ediyormus.Temel kilicini çikartip sinege sallamis.Sinege hiç birsey olmamis.Sonra cebinden kimligini çikartip: -Fenni sünnetçi demis...
PARAŞÜT AÇILMAZSA: Genç adam havacılık malzemesi satan büyukçe bir mağazaya girer, niyeti iyi bir paraşütü ucuza satın almaktır. Genç adamın şansızlığı en az kendi kadar kurnaz bır tezgahtarı karşısında bulur. Genç adam tezgahtara, ''İyi de bu paraşüt anlattığınız kadar güvenilir mi? Hadi açılmadı, ne olacak?'' diye sorar. Müsterisinin niyetini daha baştan anlayan tezgahtar bu sorulara, ''Aman efendim hiç olurmu? Bu paraşütünüz açılmadığında yedek paraşütünüz mutlaka açılacaktır, merak etmeyin!! der. Genç adam kararlılıkla sorularına devam eder ve tezgahtara bu kez, ''Olur ya yedek paraşüt de açılmadı diyelim, verdiğim para boşa gitmiş olmazmı?'' sorusunu yöneltir. Çetin cevize çattığını anlayan tezgahtar bu soruya da ''Aman efendim olurmu? Yedek paraşütünüz de açılmazsa paraşütümüzü geri getirin, iade kabul ediyoruz'' yanıtını verir.
O DA ÖYLE ETTİ: Dursun, bir poker oyunu sırasında fazla heyecana dayanamamış ve kalp krizi geçirip ölmüştü. Karısına haber verme işini, yakın arkadaşı Temel'e yüklediler. Temel kapıyı çaldı, karşısına çıkan taze dul Fadime'ye: -Ben kahveden, Dursun'un yanından celiyrum... -Yoksa gene mi kumar oynayi?... -Hee, oynaldi... -Gene paraları verdi kumara değil mi?... -He, gene verdi... -Gebersun öyleyse! -He, o da öyle etti...
-İNANAN ÖKÜZLER---------- Bektasiye sormuslar. - Dünya öküzün boynuzlarinin üstünde duruyormus ne diyorsun bu ise! Valla demis onu bilmem ama buna inanan Öküzlerin oldugunu biliyorum demis.
-NE APTALLAR VAR DÜNYADA-------- Temelle fadime bir dag evinde yaşıyorlarmış. dagda gazete olmadıgı için temel fadimeyi her gün kasabaya gazete almaya gönderirmiş.her gün gazete almaktan sıkılan fadimenin aklına bir fikir gelmiş.kasabadan aynı gün aynı gazeteden on tane almış ve eve saklamış.temel istedikçe gazeteleri vermiş.dördüncü gün temel karısını çagırmış.fadime temelin bu oyunu anladıgını zannetmiş ve korkarak temelin yanıma gitmiş.tammm kızacak diye düşünürken temel şöyle demiş:'yahu şu dünyada ne aptal insanlar var.dört gündür aynı adam aynı yerde aynı agaca çarpıyor.'
-KAHVERENGİ PANTOL----------- Osmanli donanmasiyla Venedik donanmasii arasinda savas çikmis. Venedik donanmasinin komutani Andrea Doria imis. Gözcü Osmanli donanmasinin yaklastigin fark edince hemen Andrea Doria'ya haber vermis : -Osmanli yaklasiyor. Andrea Doria sormus : -Kaç gemi var? Gözcü: -10-20 kadar. Komutan hemen emir erini çagirmis : -Oglum bana hemen kirmizi gömlegimi getir. Emir eri sasirmis : -Niçin komutanim? Andrea Doria : -Savasirken yaralanacagiz. Kan izi belli olmasin ve de askerlerin cesareti kirilmasin diye. Bu arada gözcüden yine ses gelmis : -Efendim 50 kadar oldular. Andrea Doria heyecanlanmis ve emir erine tekrar seslenmis : -Gömlegi bosver. Sen bana kahverengi pantolonumu getir.
-TİTANİK------- Amerika'da zencinin biri pasaportunu kaybetmiş, aksilik ya, o gün de Türkiye'ye uçacak. Kara kara düşünürken yolda bir pasaport bulmasın mı... Hemen almış yerden, bir bakmış ki Leanardo di Caprio'nun pasaportu. "Ne olursa olsun" demiş ve şansını denemeye karar vermiş. Çıkarmış Leonardo'nun fotoğrafını, kendi fotoğrafını yapıştırmış. Uçmuş Türkiye'ye, Atatürk Havalimanı'nda görevli gümrük memuru Temel'in karşısına geçmiş. Temel almış pasaportu, adamın ismine bakmış: "Leonardo di Caprio", fotoğrafa bakmış, bir zenci, adama bakmış aynı zenci... Bir kaç şaşkın bakıştan sonra öbür masaya seslenmiş: - "Ula Cemal, bu Titanik batmış mıydı, yanmış mıydı?"
-YARDIM------
Hakim kaynanasını dövmekten sanık bir adamın muhakemesine bakıyordu.Şahitlere sordu: -Bu adamı kaynanasını döverken gördün mü? -Gördüm efendim. -Neden müdehale etmedin? -Neden müdehale etmeyim hakim bey ... Yardıma ihtiyacı yoktu ki evire çevire dövüyordu!....
-SON UMUT VE HÜSRAN- Genç adamın sorunu cinsel organıyladır. Hangi doktora gitse "çare yok kesilecek" yanıtını alır ve bu yanıtı her aldığında dünyası kararır. Yeni bir doktor arar durur ama hep aynı cevabı alır. Günlerden bir gün çok ünlü bir doktorun kartvizitini eline geçirir ve soluğu bu doktorun muayenesinde alır, başlar derdini anlatmaya: -"Neler çektiğimi ben bilirim. Hangi doktora gittiysem kesilmesi gerektiğini söylediler. Ben onsuz nasıl yaşarım, ne olur doktor bey derdime bir çare bulun'' Doktor adamı sıkı bir kontroldan geçirir ve hastaya döner: -"Gittiğin doktorlar bok yemişler. Hepsi yanılıyor" Doktorun bu sözleri karşısından gözleri parlayan genç adamın yaşadığı büyük sevinç doktorun ikinci cümlesiyle yine hüsrana dönüşür. -Doktor, "Onlar yanılmışlar. Kesilmesine gerek yok bir kaç güne kadar bu kendiliğinden düşer" demiş.
-TEMEL TRAFİK POLİSİ--- Temel Almanya'da trafik polisi olmuş. Bir gün bisikletiyle trafiği aksatan bir papazı durdurur ve aralarında şu konuşma geçer: -Dur, ceza yazacağum. -Yazamazsın. -Haçan nedenmiş o? -Ben papazım, suç işlemem, çünkü benim sağ kolumda İsa, sol kolumda Meryem var. Temel hemen atılarak: -Uy işte şimdi yandin! Pisiklete üç kişi bineysun haa.
-ÖDÜL-- Polis, köprü çıkışında çevirdiği aracın şoförünü tebrik etmiş: -Kemer taktığınız için 50 milyon lira ile ödüllendirildiniz!.. Adam duruma anlam vermeye çalışırken polis sormuş : -Bu parayla ne yapmayı düşünüyorsunuz?. Şoför gayet ciddi: -Artık bir ehliyet alırım abi! Yan koltukta oturan kadın atlamış: -Dinleme bu herifi memur bey, içince hep böyle saçmalar! Arka koltukta kestiren yolcu: -Ben size çalıntı arabayla fazla uzağa gitmeden yakalanırız dememiş miydim? Ve bagajdan bir ses duyulur: -Yunanistan sınırına mi geldik.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/3/2006 - grup hepsi_eren
|
|
|
|
eren
1984'te istanbul'da dogdu mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuari bale bölümünde ortaögretim ve liseyi bitirdi ayni okulda modern dans egitimi görüyor atatürk kültür merkezi çocuk ve gençlik balesi'nin sergiledigi oyunlarda 6 yil boyunca rol aldi londra'da urdang dance academy'de budapeste dans okulun'da igitim aldi dans grubu "dans@" ile çin'de türkiyeyi temsil etti reklam jingle'lari seslendirdi britney spears ve micheal jackson gibi dünya yildizlariyla çalisan selatin kara'yla bir aylik workshop çalismasi yapti "yildizlarin altinda" müzikalinde sahne aldi |
|

| | |
|
|
|
|
Yorum (19) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
5/3/2006 - grup hepsi_cemre
|
|
|
|
1985'TE ISTANBUL'DA DOGDU MIMAR SINAN GÜZEL SANATLAR ÜNIVERSITESI DEVLET KONSERVATUARI BALE BOLÜMÜ'NDE ORTAÖGRETIM VE LISE'YI BITIRDI AYNI OKULDA KLASIK BALE EGITIMINE DEVAM EDIYOR ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZI ÇOCUK VE GENÇLIK BALESI'NIN SERGILADIGI OYUNLARDA 5 YIL BOYUNCA ROL ALDI KLIPLARDA OYUNCULUK YAPTI REKLAM JINGLE'LARI SESLENDIRDI ÖZEL SAN VE PIYANO DERSLERI ALDI
| | |
|
|
|
|
Yorum (39) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Sesini duysam da her an yüzünü görmek gibi değil, özlediğimi bil her an hiçbir şey seni sevmek gibi degil...
Arkadaşlarım
• akasyalar • kardelendiyari • russian • xcanimx • gril • muzikk • bluerose
|